Hanife Akar, ODTÜ Eğitim Fakültesinde “Introduction to Education” (EDS200) dersine girdiğim saygıdeğer bir doçent hocamızdır. Kariyerine Ankara Üniversitesi Temel İngilizce Bölümü’nde öğretmenlik yaparak başlamıştır. Oldukça akıcı İngilizcesi ile bizlere, öğrencilerine, gerçekten derslerine keyifle ve istekli bir şekilde girmemizi sağlamıştır. Bildiğim kadarıyla İngilizcenin yanısıra Almanca da konuşabiliyor.

Derslerine girmekten hoşlandığım hocalardan birisidir Hanife hocamız. Gerçekten sohbet etmekten bıkmayacağınız, sohbet ederken yeni şeyler öğrenebileceğiniz, sizlere yeni bilgiler katabilecek bir insandır. Ders işleme şekli, sınıf yönetimi, öğrenciyle etkileşimi, dili kullanma becerisi hakikaten olağanüstü. Verdiği aktivitelerden ilk seferde gözünüz korksa da, öyle öğretici kağıt parçaları veriyor ki, biraz zaman geçtikten sonra “aa ben bunu çok iyi öğrenmişim” diyebiliyorsunuz. Ki bunu “Philosophy of Education” başlığında aynı şekilde yaşadım. Felsefeden gerçekten uzağım ve ilgimi çekmeyen bir alan, fakat nasıl olduysa bir anda öğrendim ve bir teoriyi savunacak bilgiye eriştim.

Anlattığı konulardan ziyade, sizlere öğretmenliğin üst düzey, saygı görmesi gereken bir statü/meslek olduğunu öğretiyor. Bir aktivitemizde survey (anket) yapmıştı bizlere. Öğretmen olmayı ne kadar istediğimizi ölçen bir anketti ve bizlere şu ifadeyi kullanmıştı; “1. sınıfta öğretmen olmak istemeyen öğrencilerimin çoğu, 4. sınıfa geldiğinde öğretmen olmak istiyor”. Aslında bu ifade öyle basit bir cümleden ibaret değil, burada özgüven var. 4. sınıfa kadar beklemeye gerek kalmadan, daha dönemin sonunda fikrinizi değiştirebilecek bir insan Hanife hocamız. Sizlere öğretmenliğin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini, nasıl olmaması gerektiği gerçeğini veriyor ve geriye yaslanıyor. Sizler de bu gerçeği kurcalayarak, karıştırarak gönül rahatlığıyla kabulleniyorsunuz çünkü gerçekten “öğretmenliğin” saygı görülmesi gereken bir meslek olduğunu aktarıyor. Bu yüzden teşekkür ederim, öğretmenliğe bir adım daha yaklaştırdığı için.

Ayrıca, Hanife hoca ile aramızda geçen bir diyaloğu paylaşmak istiyorum sizlerle. Bu diyalogtan bile Hanife hocanın “egolarını kapının dışına koyup sınıfa giren bir insan” olduğunu anlayabilirsiniz. Neyse lafı uzatmayayım, final dersimizi yaptık zaten az öğrenci vardı sınıfta herkes memleketine falan gittiği için. Hanife hocaya “hocam seneye de sizden alalım dersi, hem öğrendik hem de eğlendik” dedik arkadaşlarla birlikte. Verdiği cevap hakikaten olağanüstü idi; “Çocuklar, ben sizi çok sevdim, çok saygılı çok efendi insanlarsınız. Sizlerle ders işlemek, bir şeyler paylaşmak güzeldi. Fakat yine benden alırsanız dersi, kendinize bir şey katamazsınız. Düşünsenize oturma düzeni aynı, tanıdığınız bir kişi, paylaştığımız anektodlar bile aynı olacak. Gelgelelim tam tersini düşünürsek, farklı bir hocadan aldığınız zaman, belki yeni bir oturma düzeni göreceksiniz, belki sizi daha iyi kaynaştıracak, belki daha iyi konuşacak, sizlerle daha iyi etkileşime girecek. Bunları düşünmelisiniz.”